Loş salonlar, romantik barajlar ve 17 talihli kişi!

Yayınlama: 30.11.2025
A+
A-

BERGAMA’DAN SİYANÜR GÜNLÜKLERİ-23

Daha neler neler!

Bugün görülüyor ki siyanürlü altın madenleri ülkenin her yanını sardı, sarıyor.

Sivas-Kangal Alacahan’da; Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensuplarını kapsayan yardım ve emeklilik fonu olan OYAK’a, Bakırtepe’de KOÇ Holding’e, İvrindi-Balıkesir’de ünlü NUROL Holding’eve Çanakkale-Muratlı’da CENGİZ Holding’e bağlı şirketler harıl harıl çalışıyor, altın elde etmek uğruna toprağı siyanürlemeyi planlıyor, siyanürlüyor.

Bunlardan Erzincan İliç’teki siyanürlü altın madeninde yaşanan çevre felaketi; tonlarca siyanürle zehirlenmiş ağır metalli toprağın bir çığ gibi akması, Fırat nehrini zehirleyecek, yöredeki yerleşimleri yutacak noktaya gelmesi, sekiz çalışanın ölmesi siyanürcüleri durduramıyor.

Zehirciler, İliç’teki çevre felaketinde 9 çalışanın ölümüyle sonuçlanan ve ardından kapatılmak zorunda bırakılan siyanürlü ölüm madenini yeniden açmak, bir avuç altın için, işsizlik bahanesiyle yereldeki insanları kışkırtıyor, Devletin en yüksek kademesindeki karar vericileri ikna etmeye uğraşıyor.

İliç’teki felaketle ilgili hazırlanan bilirkişi raporunda açıklanan her türlü rezilliğe rağmen.

12 Şubat 2024’de 9 “insanın” ölümüne neden olan siyanürlü altın madeniyle ilgili 43 sanığın hala yargılanıyor olmasına rağmen.

(Erzican-İliç-Çöpler siyanürlü altın madeni faciasında siyanürlü toprak altında kalıp ölenlerden Uğur Yıldız’ın düğün fotoğrafı.-İbrahim Gündüz. Kısa Dalga.13.02.2025)

Araştırmacı İbrahim Gündüz’ün bildirdiğine göre; “facia sonrasında İliç Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından üç bilirkişi raporu hazırlatıldı. İlk rapor faciadan kısa bir süre sonra Mart 2024’te hazırlandı. Sorumlular tek tek sayıldı.”

“İkinci bilirkişi raporu ise en kapsamlısıydı. Dönemin ve bugünün Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’la birlikte 13 kişinin asli kusurlu, 26 kişinin de tali kusurlu olduğu belirtildi. 262 sayfalık Bilirkişi Raporu’nun altında 9 ODTÜ, 2 Cerrahpaşa ve 1 İTÜ hocası ile bir AFAD mühendisinin imzası bulunuyordu.

”(https://kisadalga.net/yazar/bir-yil-gecti-coplerde-acilar-hala-taze-aileler-adalet-bekliyor-119978?utm_source=chatgpt.com)

Sanki taltif edilircesine Murat Kurum, AK Parti’den 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı oldu.

Seçimi kaybedince tekrar “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı”na getirildi.

(Sivas-Kangal-Alacahan siyanürlü altın madeni sahası. Siyanürle zehirlenecek 1 ton toprakta, yok denecek kadar,1 gramdan az, 0.89 gram altın var. Foto: Evrensel)

***

Bütün bu felaketlerin ve olumsuzlukların habercisi; bilindiği gibi Bergama’da işletilmek istenen ve işletilen “Ovacık Siyanürlü Altın Madeni”nde yaşananlar ve o süreçte yapılan uyarılardı.

Çok uluslu EUROGOLD, TÜPRAG gibi şirketlerin getirdiği, siyanür kullanarak topraktaki küçük miktardaki altını elde etme yöntemi, açık hava/zehir kimyacılığı artık yerli şirketler tarafından da öğrenildi.

Şimdi Anadolu’nun her yerinde bu uğursuz usul uygulanıyor ve birçok alan yeni çevre ve insan felaketlerine gebe!

Bütçe açıklarını kapatmak için siyanürcü şirketlerin çıkaracağı zehirli altından medet uman Hükümetler, zaman zaman tepkiler karşısında duraklasa da bunları teşvik ediyor, arkasında duruyor.

İşlerini daha da kolaylaştıracak yasal düzenlemeler yapmaktan çekinmiyor.

Denetim mekanizmalarını gevşeten kararlar alabiliyor, alıyor. 

Belirli bir ölçüde çevreyi korumak için oluşturulan ÇED (Çevre Etki Değerlendirme) sisteminin içi boşaltılıyor. 

Nereden gelindi bu noktaya?

Nasıl uyarılara, tepkilere karşı kulaklar tıkandı, gözler görmez oldu?

Ne kadar güçlüymüş şu altının pırıltısı, şıngırtısı.

(2023, 2025-TC. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum) 

***

Bütün bu gelişmelerin Bergama’da başladığını artık sağır sultan bile duydu.

Halkın bilgiye, hukuka, yaşam duyarlılığına dayanan, sevimli eylemlerle yaygınlaşan tepkisi ve karşı koyuşu bu direnişe büyük bir meşruiyet kazandırdı. 

Türkiye’nin her yanını zehirli madenlerle donatmak isteyen çok uluslu sermeye; bulduğu yerli işbirlikçilerle birlikte, Devletin ve Hükümetlerin değişik kademelerinden aldıkları destekle, Bergama’nın yeşil direnişini aşmanın, bu anlamda tüm ülkeyi siyanüre bulaştırarak, kısa yoldan varlıklarına varlık katmak anlamına geldiğini biliyordu.

Tabii ki Devlet kademelerinde de bu konuda görüş farklılıkları vardı, kamuoyu olayları yakından izliyordu, hukuk halktan ve çevreden yana kararlar verebiliyordu, muhalif partiler, sivil toplum örgütlerive basın konuyu gündemde tutuyordu. 

Bu durum, siyanürlü madenleri çalıştırmayı çok isteyen odaklar için sıkıntılı bir durumdu.

Zehirli altınlarına kavuşmaları engellenmek isteniyordu!

Bergama’daki madeni işletmek isteyen çokuluslu Eurogold şirketinin ortaklarından önce Alman Metallgeshelschaf, sonra Avustralyalı Normady Poseidon projeden çekilmiş, Bergamalı çevrecilerin Berlin’de binaları önünde gösteri yaptıkları Dresdner Bank vereceği krediyi, görünür desteğini kesmişti.

1991 yılı sonunda, işletmenin imar planlarının oluşturulması için Şirketin İmar Bakanlığı’na yapmış olduğu başvuru üzerine bu bakanlık, usul gereği Sanayi ve Ticaret, Tarım ve Köy İşleri, Kültür, Milli Eğitim, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Maliye, Sağlık, Orman, Ulaştırma ve Çevre Bakanlıklarından görüş istemişti.

Bütün diğer bakanlıklardan birkaç ay gibi kısa bir sürede gelen olumlu yanıtlara rağmen Çevre Bakanlığı’nın incelemesi sürüyordu.

Kamuoyu duyarlılığının yansıması ülke sınırlarını aşmıştı.

Üstelik Bergamalılar ve onları destekleyen İzmirli çevreciler daha önce verilen ikincil izinlerin iptali için konuyu İzmir mahkemelerine taşımışlardı.

Ülkenin başında, Süleyman Demirel’in Başbakanlığında DYP-CHP Koalisyonu vardı. Çevre Bakanı Doğancan Akyürek’ti (1991-1993). 

Muhtemelen Başbakanlığın isteğiyle, 1992 yılında Ankara’da Dışkapı semtinde, Çevre Bakanlığının merkez olarak kullandığı Sağlık Bakanlığı’nıneski ek hizmet binasında, anlaşılan bütün Bakanlıkların müsteşar ve ilgili genel müdürleri seviyesinde üst seviyede yöneticilerin katıldığı bir toplantı düzenlendi.

(1992-Çevre Bakanı Bedrettin Doğancan Akyürek)

Toplantıya o zamanki Bergama Belediye Başkanı da davet edilmişti. Sonra Bergama Kaymakamı Oğuz Berberoğlu’nun da bu toplantıya çağrıldığı anlaşıldı.

Büyük olmayan bir salonda, loş ışıklar altında, yuvarlak bir masa çevresine yerleşen katılımcılarla başlayan yüksek seviyedeki toplantıyı muhtemelen çok yüksek makam sahibi bir görevli yönetiyordu.

İlgili Bakanlık temsilcileri yaptıkları sunumlarla, Bergama-Ovacıktaki siyanürlü madenini işletilmesi için gerekli işlemleri nasıl yaptıklarını anlatıyorlardı.

Karayolları Genel Müdürlüğüne göre trafik için bir sorun yoktu. Siyanür taşıyan kamyonlar güvenli bir şeklide maden ulaştırılacaktı.

Elektrik hatları yenilenmiş, trafolar gözden geçirilmişti.

Ovacık köy mezarlığı taşınmıştı.

Kültür Bakanlığına göre yörede arkeolojik sit alanı olabilecek varlık yoktu. Oysa Ovacık Köyünün bitişiğinde, Alacalar köyünde, taa Helenistik dönmeden kalma altın madeni kalıntıları bulunuyordu ve bu mağaralar bir gece de gözden kaybettirilmişti. 

DSİ(Devler Su İşleri Gn Md.)de“Zehirli Atık Barajı”yla ilgili çekinceleri olmakla birlikte barajı yapılabilir buluyordu.

(Bergama Ovacık siyanürlü altın madeninin atık barajı.Bir tane yapılacak diye başladılar, bu üçüncüsü: Pek romantik görünüyor ama içi zehir dolu. Foto: Evrensel)

Sırayla diğer Devlet yetkilileri tarafından konuyla ilgili yapılan çalışmalarkatılımcılara sunuldu.

Toplantı havası öyleydi ki “siyanürlü altın madeni”yle ilgili Devlet bütün hazırlıklarını tamamlanmış, maden ertesi gün işletmeye başlayabilecek hale gelmişti.

Sanki her şey olmuş bitmiş, sıra zehirli işletmenin açılmasındaydı. Devlet kurumları son gözden geçirmeleri yapıyordu.

Sanki halk yoktu!

Halkın iyiliği için karar vermek durumunda olan, halkın parasıyla o makamlarda oturanlar halkı umursamadan karar alabiliyordu.

Halk karar vericilerin ve kararlarına boyun eğmek zorundaydı!

Ne var ki, Çevre Bakanlığının, siyanürcü çok uluslu şirketin yaptırdığı tartışmalı bir “Çevre Etki Değerlendirme” raporunu bilehenüz onaylamamıştı.

“Nasıl olsa onaylayacak”, diyordu herhalde bu toplantıyı düzenletenler!

Oysa, ülke çapında bu projeyi çok yanlış bulan Bilim İnsanları nedenlerini Devlet kademelerine ve kamuoyuna durmadan açıklıyorlardı.

Konuyla ilgili itiraz mahkemeleri sürüyordu.

Yöre insanlarının karşı çıkış çığlıkları dört bir yanı inletiyordu.

Yürüyüşlere, mitinglere her sağ duyulu çevreden gelen destek ve dayanışma artıyordu.

Durum ülke genelinde böyle iken bu loş ışıklı salonda üstten aldıkları emirle yüksek kişiler Bergama’nın hatta ülkenin kaderini çiziyordu.

Derin Devlet dedikleri bu muydu ki?

Bu olguyu gören Bergama Belediye Başkanı toplantı yöneticisinden (muhtemelen Başbakanlık Müsteşarlığı görevlisinden) söz istedi ve görüşlerini anlattı.

Bu toplantı yanlıştı!

Daha Çevre Bakanlığı onay kararını vermemişken, işletmenin çevreye zarar verip vermeyeceği açıkça belirlenmemişken, konu ile ilgili hukuki yargılamalar sürerken, proje aklanmış, işletme kararı kesinleşmiş gibi Devletin yüksek mercileri nasıl böyle bir toplantı yapar ve olumlayıcı kararlar alırdı.

Üstelik yöre halkı buna tümüyle karşıydı. Bergama Belediyesinin bu yönde aldığı Meclis kararları vardı.

Bu sırada, o loş ortamda bir kişihızla ayağa kalktı ve “Belediye Başkanı yalan söylüyor”, dedi!

“Halk bu madene karşı değil. Eldeki istihbarat raporları bu yönde”!

Bunları söyleyen Bergama Kaymakamı Oğuz Berberoğlu’ydu.

Böyle bir rapor var mıydı, yoksa böyle konuşmakla mı görevlendirilmişti Kaymakam, doğruyu söylemiyordu?

Salonda buz gibi bir hava esti. Katılımcılar birbirinin yüzüne bakıyordu.

Basına yansıyanlardan herkes biliyordu ki Bergama ve çevresi, değil için için kaynamak, bulunduğu kaptan taşıyordu?

(Bergamalı çevreciler, 1990’lar: Hem okudular hem yazdılar hem yürüdüler!)

Toplantının yapıldığı loş salonda o ana kadar kimse kendini tanıtmamıştı ya da herkes birbirini tanıyordu.

Yaşlı ve olgun görünümlü bir yetkili ayağa kalktı, kendini tanıttı.

O zamanlar Milliyetçi çevrelerin egemen olduğu söylenen Orman Bakanlığının temsilcisi idi.

Kısa konuşmasında Belediye Başkanın haklı olduğunu, Çevre Bakanlığının daha onaylamadığı ve bilimsel doğruluğu kanıtlanmamış, üzerinde hukuki tartışmaların olduğu bir işletme için böyle ayrıntılı toplantı yapmanın gereksiz ve anlamsız olduğunu söyledi.

Bunun üzerine toplantı yöneticisi oturumu kapattı. Katılımcılar dağıldı.

***

Ankara Gölbaşı Kaymakamlığından Bergama’ya tayin olmuş Oğuz Berberoğlu her ortamda siyanürlü madenden yana olduğunu belirtiyordu. Belki de böyle davranması için emir almıştı

Herhalde bu düşünce ve tavrı nedeniyle amirleri tarafından ödül olarak Erzurum Valiliğine atandı.

Her Kaymakama nasip olmazdı bir üst makama, Valiliğe atanmak.

Ama Bergama’da pek sevilmedi.

Basına yansıyanlardan Erzurum’a Vali olduğu süreçte de halk üzerinde iyi bir izlenim bırakmadığı anlaşılıyor.

Bir Erzurum gazetesinin değerlendirmesine göre Oğuz Berberoğlu denince Erzurum’da akla hep hava kirliliği geliyormuş. İki günde bir gazete manşetleri hep hava kirliliği ile ilgili olurmuş!

(https://www.gazetepusula.net/bana-vali-ismi-soyle-sana-kim-oldugunu-diyeyim/242458)

(Oğuz Berberoğlu: 1992-1993 Bergama Kaymakamı. www.sivas.gov.tr)

1993 sonbaharında Erzurum ilçeleri Çat’a bağlı Yavi ve Pasinlere bağlı Çiçekli köylerinde PKK’nın saldırısı sırasında 38 köylünün öldürülmesi sonrası (https://www.aa.com.tr/tr/gundem/yavi-katliaminin-acisi-28-yildir-dinmiyor/2400828?utm) Erzurum’da oluşan tepkiyleyaşanan gerilimde toplanankalabalığın dağıtılmasını Oğuz Berberoğlu başaramamıştı.

Araya giren, önce Erzurum Valisi iken Başbakan Tansu Çiller tarafından Emniyet Genel Müdürlüğüne getirilen Mehmet Ağar ve onun yerine Erzurum Valiliğine atanan Oğuz Berberoğlu’na olayları yatıştırması için, Erzurum’da çok hürmet edilen bir kişi olan “Naim Hoca”ya baş vurması söylenmiş, Naim Hoca’nın gayretiyle, bir ayaklanmaya neden olacak kalabalık dağılmıştı.(https://www.zirve2000.com/yasadi-derin-iz-birakip-gitti-2/?utm_source=chatgpt.com)

Berberoğlu 1996’da Erzurum’dan ayrılmıştı.

***

Ankara’da yapılan bu toplantı da göstermişti ki hemen hemen bütün Bakanlıklar konuya onay vermesine rağmen, Orman Bakanlığının tereddütleriyle birlikte Çevre Bakanlığından hala ses çıkmıyordu.

İş burada tıkanmış görünüyordu!

Çevre Bakanlığının alt kademeleri direniş gösteriyor olmalıydı. Kamuoyunun baskısı yamandı!

Tabii ki binlerce insanın hayatıyla ilgili bir karar verileceklerdi.

Siyasetin üst kademeleri de pek acele etmek istemiyordu anlaşılan.

Bu bağlamda bütün diğer bakanlıklardan birkaç ay gibi kısa bir sürede gelen olumlu yanıtlara rağmen Çevre Bakanlığı’nın incelemesi üç yıl boyunca sürmüştü.

1994 yılına gelinmişti.

Bu süreci, MTA’da ve EUROGOLD şirketinde, siyanürlü altın sektöründe yıllarca çalışmış ve yıllarca siyanürcülüğü savunmuş Jeoloji Mühendisi Ali Vedat Öngör şöyle anlatıyor:

“Çevre Bakanlığı’ndan görüş beklenirken, 1994 yılında Bakan (DYP-Rıza Akçalı), kamuoyunda şirkete karşı büyük bir tepki olduğundan medyada şirket lehine yoğun haberler çıkmadıkça izin verebilmesinin çok güç olduğunu ifade etmişti.”

“Bunun üzerine ulusal basın ve televizyon temsilcilerinden 17 kişilik bir grup, 1994 Eylül ayında, NormandyMining şirketinin Yeni Zelanda’daki WaihiMartaHill Altın Madenine götürülerek, ulusal medyada iki üç gün süreli yayınlar yapılarak (yapılması sağlanarak) kamuoyunda olumlu bir imaj yaratılmıştır.”

Kimdi acaba bu talihli kişiler!

Dünya’nın en eski siyanürlü altın madenlerinden olan Martha Hill madeni çevreye verdiği zararlar ve işçi direnişleri sonucu 1952 yılında kapatılmış, altın fiyatlarındaki yükseliş üzerine 1988’de yeniden açılmıştı.

(https://www.engineeringnz.org/programmes/heritage/heritage-records/waih%C4%AB-goldmining)

Yeni Zelanda seyahati yapan bu 17 talihli kişinin ziyaret ettiği Martha Hill madeninde, daha sonra Bergama’daki Eorogold’un ana ortağı Avustralyalı Normandy Şirketi ile birleşecek ve Bergama-Ovacık siyanürlü madeni satın alacak, sonra da FETO’culukla yargılanan Akın İpek’in KOZA Şirketine satan ABD’li NEW MONT şirketi etkindi.

(Yeni Zelanda’da WaihiHill siyanürlü altın madeni. 2020’ler.)

***

Ve nihayet!

“1994 Ekim ayında Çevre Bakanlığınca “olumlu görüş” verildi. Atık barajı projelerinin onayının ve inşaatının kontrolünün Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından yapılması (şart koşulmuş, DSi bunu reddetmiş) ancak Çevre Bakanlığı’nın ısrarlı istemi üzerine (bu durum) DSİ tarafından kabul edilmişti”.

Bu uğursuz başarıda (!) büyük katkısı olmakla övünen V.A.Öngör anlatmaya devam ediyor:

“ÇED Yönetmeliği çıkmasına karşın, (Siyanürcü EUROGOLD şirketinin yaptırdığı düzmece) Ovacık Altın Madeni ÇED raporunun (Bakanlığa) verildiği 1991’den beri Bakanlık’ta altın madenciliğinin çevreye etkileri konusunda ve özellikle atık barajı hakkında bilgi yoktu ve bir görüş oluşmamıştı”. 

“Bu durumu düzeltmek amacıyla, US EPA’dan (ABD Çevre Koruma Ajansı) gelen üç uzmanın yaptığı eğitim çalışmaları sonucunda Bakanlık yetkilileri konu hakkında bilgi sahibi olmuşlardı”.

“ÇED Olumlu Görüşü sonrasında, Ekim 1994-Mart 1996 döneminde, sırasıyla, DSİ’den Atık Barajı Projelerinin Onayı, Sağlık Bakanlığı’ndan Yer Seçimi, Ön Emisyon ve Tesis İzinleri ile Çevre Bakanlığı’ndan Tehlikeli Atıkların Kontrolü Ön Lisansı ve Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’ndan İnşaat Yapı Ruhsatları alınmıştı”.

(https://alivedatoygurmadencilik.wordpress.com/2018/01/06/ovacik-altin-madeni-bugunlere-nasil-geldi)

Sivas-Kangal-Alacahan: Eser miktarda altın için deşilen toprak

***

Bugün Anadolu’nun dört bir yanında yükselen itiraz sesleri, geçmişte Ankara’da loş bir salonda Bergama için alınmak istenen kararların ülkemizin çevre sağlığı için ne kadar hayati olduğunu bize yeniden hatırlatıyor.

O günlerde kulak ardı edilen uyarılar, küçümsenen bilimsel gerçekler, “gelişme” adı altında görmezden gelinen yaşam hakkı, bugün çok daha büyük bedellerle karşımıza çıkıyor. 

İliç’te yaşanan felaketin acısı hâlâ tazeyken, siyanüre bulanmış toprağın çığlığı Fırat’ın soğuk suyunda yankılanırken, bir kez daha anlıyoruz ki mesele sadece altın değil; insanın, doğanın ve gelecek kuşakların kaderidir. 

Bergama’nın yeşil direnişinden bugüne uzanan bu uzun hikâye, bizlere hâlâ aynı soruyu soruyor: Zehri mi seçeceğiz, yaşamı mı? 

Bu soruya verilecek yanıt, yalnızca bugünün değil, yarınların da yazgısını belirleyecek, belirliyor.

(Kaynaklar: (https://www.oyak.com.tr/oyak-sirketleri/sirketlerden-haberler/erdemirden-altin-hamle///https://www.evrensel.net/haber/582570/bu-kez-altini-sivasta-buldular-mujde-degil-felaket /// https://www.engineeringnz.org/programmes/heritage/heritage-records/waih%C4%AB-goldmining/ /// İbrahim Gündüz. https://kisadalga.net/yazar/bir-yil-gecti-coplerde-acilar-hala-taze-aileler-adalet-bekliyor)119978?utm_source=chatgpt.comhttps://alivedatoygurmadencilik.wordpress.com/2018/01/06/ovacik-altin-madeni-bugunlere-nasil-geldi////https://www.aa.com.tr/tr/gundem/yavi-katliaminin-acisi-28-yildir-dinmiyor/2400828?utm_//// https://www.zirve2000.com/yasadi-derin-iz-birakip-gitti-2/?utm_ /// (https://www.gazetepusula.net/bana-vali-ismi-soyle-sana-kim-oldugunu-diyeyim/242458)

Sefa Taşkın

Bergama/İzmir

30.11.2025

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.