8 Mart…Vitrinlerin süslendiği, “kadınlar çiçektir” nidalarının yükseldiği, belki birkaç süslü cümleyle günün geçiştirileceği o malum takvim yaprağı yine kapımızda. Ama benim içimde, eminim sizin de içinizde dinmek bilmeyen bir fırtına var. Çünkü bu topraklarda kadınlar; kutlamalarla değil, maalesef her gün birer birer ve biraz daha eksilerek yaşıyor.
Bugün buraya bir kutlama mesajı düşmek istemiyorum. Yüreğimde koca bir ateş var. O ateşi körükleyen, içimizi yakan son acılardan biri de henüz hayatının baharında, idealleri uğruna yola çıkmışken bir öğrencisi tarafından hayattan koparılan Fatma Nur Çelik öğretmenimiz. Fatma Nur öğretmen, sadece bir gazete haberi ya da soğuk bir istatistik verisi değil. O, sınıfa girdiğinde gözlerinin içi parlayan, çocuklara dünyayı ve iyiliği sevdirmeye çalışan, yarınları ilmek ilmek ören bir gelecekti. Onun elinden kalemi alıp yerine karanlığı koyan o zihniyet; aslında sadece bir canı değil, adaleti, merhameti ve toplumsal vicdanımızı da öldürdü. Bir öğretmenin, en güvendiği yerden, öğrencisi tarafından hedef alınması, hepimizin durup düşünmesi gereken derin bir çürümenin resmidir.
Ne yazık ki, kadın cinayetleri artık ülkemizde sıradan bir istatistik hâline gelmiş durumda. Her vaka, sadece bir hayatı değil; aileleri, sevdiklerini, toplumu ve geleceğimizi de derinden sarsıyor. Biz yıllardır “kadına şiddete hayır” diyoruz ama her gün yeni acılarla uyanıyoruz. Soru sormaktan başka çare kalmıyor: Kadınlarımızın güvenliği neden hâlâ garanti değil? Şiddeti önlemek, onları korumak için neden yeterince güçlü adımlar atılmıyor?
8 Mart’ın adındaki o “Emekçi” vurgusu, bizim buralarda artık fiziksel bir çalışmanın çok ötesine geçti. Türkiye’de kadın olmak; sokakta yürürken arkasına bakmak, dolmuşta son yolcu kalmaktan korkmak ve en acısı, “öğretmek” isterken canından olmaktır. Artık çiçek veya alkış değil; Fatma Nur’ların sınıflarında güvenle ders anlatabildiği, kadınların “yaşama hakkı” için değil, “yaşama sevinci” için mücadele ettiği bir düzen istiyoruz.
Fatma Nur öğretmenimizin ve adını buraya sığdıramadığımız tüm kadınların hatırası önünde eğilirken, sesimizi yükseltmek için bir kişinin daha eksilmesini beklemeyelim. Çünkü her giden kadınla birlikte, insanlığımızdan bir parça daha toprağa gömülüyor. Bu 8 Mart’ta, çiçeklerin arasına acıyı, sessiz çığlıkları, kaybettiklerimizi anmayı da koyalım. Ve bir kez daha hatırlayalım. Kadınlarımızın hayatı, istatistik değil; yaşanmış, sevgiyle dokunulmuş, emekle örülmüş bir yaşamdır.
Daha güzel yarınlarda görüşmek üzere…
ÖNEMLİ NOT: Bu anlamlı günün ruhuna uygun olarak, Bergama’nın kendi tarihindeki kadın direnişini hatırlamak ve hatırlatmak için bir araya geliyoruz. 8 Mart 2026 tarihinde, saat 20:30’da, Odeon Pergamon Kültür ve Sanat Alanı’nda çok özel bir etkinlik gerçekleştirilecek. Osmanlı’nın ilk makine kırıcılığı eylemi olan ve Bergamalı kadınların ekmek kavgasını anlatan Kanlı Fabrika Olayı’nı, Sayın Mehmet Gönenç’in anlatımıyla dinleyeceğiz. Geçmişten bugüne kadının emeğini ve mücadelesini anlamak adına tüm halkımızı bu önemli buluşmaya bekliyoruz.
Hamit İRİ
