19 MAYIS 1919

Yayınlama: 19.05.2026
A+
A-

Tarih, bazen tek bir insanın kararlılığıyla yeniden yazılır. “Ben bir şey yapmazsam kimse bir şey yapmayacak’’ cümlesinde yatan kararlılıktır o. 19 Mayıs 1919, sadece takvimdeki bir yaprak değil; uçurumun kenarındaki bir ülkenin, küllerinden doğmayı seçtiği o milat günüdür.

1918 yılında İstanbul Boğazı’nın serin sularında demirlemiş işgal gemilerinin gölgesinde, Mustafa Kemal Atatürk’ün Kartal İstimbotu ile boğazı geçerken zihninde tek bir düşünce vardı: “Geldikleri gibi giderler.” Bu sadece sözden ibaret değildi; arkasında sarsılmaz bir askeri deha ve millete duyulan sonsuz bir güven barındırıyordu. Bandırma Vapuru, Karadeniz’in hırçın dalgalarına karşı değil, adeta tarihin akışına karşı kürek çekiyordu. Mustafa Kemal, İstanbul’un teslimiyetçi havasını arkasında bırakıp Samsun’a ayak bastığında, sadece bir subay değil; bir milletin bağımsızlık ateşini tutuşturacak o ilk kıvılcımdı.

Samsun’a çıkışla başlayan süreç, planlı ve azimli bir yürüyüşün ilk adımıydı. Mustafa Kemal, hemen ardından Amasya, Erzurum ve Sivas’ta genelgeler ve kongreler düzenleyerek kurtuluşun reçetesini bizzat millete yazdırdı: “Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir. Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”

Bu kararlılık; Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla kurumsallaştı, cephelerdeki destansı zaferlerle taçlandı ve nihayetinde çağdaş, laik ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla sonuçlandı. Mustafa Kemal, askeri zaferleri ekonomik ve sosyal devrimlerle birleştirerek, yıkılmış bir imparatorluktan modern bir devlet inşa etti. 19 Mayıs ruhu, 1919’da donup kalmış bir anı değildir. Bu ruh; esarete boyun eğmeyen Türk milletinin karakterinin aynasıdır. Bugün attığımız her özgür adımda, bilimde, sanatta, sporda kazandığımız her uluslararası başarıda o gün Samsun limanında parlayan gözlerin yansıması vardır.

19 Mayıs; mandacılığı, himayeyi ve çaresizliği reddetmenin, kendi kaderini kendi elleriyle çizmenin kültürel ve sosyolojik kodudur. Bu ruh, karşılaşılan her krizde bu milletin genlerinden fışkıran o “muhtaç olduğun kudret” hissinin ta kendisidir.

Fiili Mücadeleden Ulusal Bayrama

Bu özel günün bir bayrama dönüşme süreci de tıpkı mücadelenin kendisi gibi halkın içinden gelmiştir:

1926: Samsun’da ilk kez “Gazi Günü” adıyla yerel olarak kutlanmaya başlandı.

1935: Beşiktaş’ın girişimleriyle Fenerbahçe ve Galatasaray sporcularının da katıldığı bir spor gününe dönüştü ve “Atatürk Günü” olarak anıldı.

1938: Kanunlaşarak resmi bir kimlik kazandı ve adı “Gençlik ve Spor Bayramı” oldu.

1981: Yapılan düzenlemeyle bugünkü adını aldı: “Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı”.

Atatürk, hayatının en önemli dönüm noktasını gençliğe hediye ederek, kurduğu cumhuriyeti statik bir yapı olarak değil, sürekli gelişen dinamik bir emanet olarak gördüğünü kanıtladı.

Gençliğe Mesaj olarak da şunları söylemek isterim:

Sevgili Gençler, meşale sizin ellerinizde

19 Mayıs, geçmişin bir yad edilmesi olduğu kadar, geleceğe bakış pusulanızdır. Çünkü gençlik, sadece yaşla ilgili bir kavram değil, yenilikçi ve hür düşünebilme kabiliyetidir.

Bugün dünya yapay zekayla, uzay teknolojileriyle ve küresel değişimlerle yeniden şekillenirken; sizin vazifeniz cehalete, dogmalara ve umutsuzluğa karşı durmaktır. Unutmayın ki; Bandırma Vapuru’nun taşıdığı o büyük inanç ve adanmışlık bugün sizin damarlarınızda akmaktadır.

Fikirleriniz özgür, adımlarınız cesur olsun. Dünyanın neresinde olursanız olun, başarılarınızla bu ülkenin adını yüceltin.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.

Hamit İRİ

19.05.2026

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.