600 Yıllık İzmirli…

Yayınlama: 05.02.2026
A+
A-

Hayatım boyunca pek çok insan tanıdım ama çok azı, bir milletin hafızasını bu kadar sessiz, bu kadar ısrarlı ve bu kadar sahici bir şekilde omuzlarında taşıdı. Hanri Benazus onlardan biriydi.

Onu iki kez Bergama’da, bir kez Dikili’de ağırladık. Bergama’da yalnızca bir konuk değildi; bir fotoğraf sergisi ve kitap imza günü vesilesiyle, belleğimizi bize emanet eden bir Cumhuriyet tanığıydı. Ölümünden kısa bir süre önce kendisiyle yaptığım röportaj bugün hâlâ YouTube kanalımda yayında. Her izlediğimde aynı duyguya kapılıyorum: Biz bir koleksiyoneri değil, yaşayan bir tarihi dinlemişiz. (video bağlantısına yazının sonunda ulaşabilirsiniz.)

Hanri Benazus, İzmir’in ekol liselerinden Atatürk Lisesi mezunuydu. Ama onu asıl özel kılan şey diplomaları değil, kökleriydi. Kendisi bir Sefarad Musevisi olmasına rağmen, 600 yıllık İzmirli bir ailenin evladıydı. Bu topraklara aidiyeti bir kimlik beyanı değil, bir hayat pratiğiydi. Babası İsak Benazus, Kuvayı Milliyeci bir vatanseverdi. Yani Cumhuriyet onun için bir fikir değil, bir aile mirasıydı.

Atatürk’le karşılaştığı o anı anlatırken gözleri başka parlar, sesi başka bir yere giderdi. Atatürk adını sorduğunda “Hanri” diye yanıt verir. Ardından herkesin beklediği o soru gelmez. Nerelisin? İşte Atatürk bu soruyu sormaz. Hanri Benazus’un hayatı boyunca unutamadığı, onu en çok mutlu eden anlardan biri budur. O an, adeta Türklüğünün mühürlendiği andır onun için.

Bir de meşhur leblebi hikâye vardır. Atatürk’ün masasındaki leblebileri aşıran çocuk olarak anılır. Bunu anlatırken gülümserdi. O küçük yaramazlık, aslında Atatürk’le kurduğu insani bağın en samimi simgelerinden biridir.

Hanri Benazus, 17 yaşında Atatürk fotoğrafları koleksiyonu yapmaya başladı. Bugün geriye dönüp baktığımızda, bunun bir hobi değil, bir ömürlük görev olduğunu çok net görüyoruz. Yaklaşık 20 bine yakın Atatürk fotoğrafına sahipti. Bunların 10 bininin nerede ve ne zaman çekildiği belliydi. Bu titizlik, bu ciddiyet, bu sorumluluk duygusu herkeste olmaz.

Bu fotoğrafların bir bölümünü (Ankara’da çekilenleri )Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne, geri kalan önemli kısmını ise memleketi olan İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bıraktı. Yani koleksiyonunu kasalara değil, halka emanet etti.

Dünyanın dört bir yanında konferanslar verdi, sergiler açtı. Gittiği hiçbir etkinlikten tek kuruş ücret talep etmedi. Çünkü onun gözünde Atatürk fotoğrafları bir kazanç kapısı değil, bir emanetti.

İş hayatında da iz bıraktı. Altay Spor Kulübü’nün eski başkanlarındandı. Yupi Tavukçuluk gibi önemli bir girişimin sahibiydi. Kazandı, büyüdü, üretti. Ama hayatın düz bir çizgi olmadığını o da yaşadı. İşleri bozuldu. Ve hayatın acı ama öğretici ironisi şuydu: Bir dönem varlık döneminde yaptırdığı huzurevinde kaldı.

Bugün biliyoruz ki, onun gerçek zenginliği parası değildi. Yaklaşık 40 kitabı olan Hanri Benazus’un asıl mirası, bu ülkenin Cumhuriyet hafızasına kazandırdığı on binlerce belge, fotoğraf ve tanıklıktır.

27 Mart 1930’da başlayan hayat yolculuğu, 15 Ocak 2024’te sona erdi.
Bugün, ölümünün ikinci yıldönümünde, onu rahmetle ve saygıyla anıyorum. Bazı insanlar ölür. Ama bazıları, bir milletin belleğinde yaşamaya devam eder. Hanri Benazus, Atatürk’ü anlatan değil; Atatürk’ü geleceğe emanet eden insanlardan biriydi.

İyi ki tanımışım.
İyi ki dinlemişim.
İyi ki Bergama’da, Dikili’de onu ağırlamışız.

Hamit İRİ

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.