YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ

Yayınlama: 03.03.2026
A+
A-

Ülke olarak yaşadığımız bölge yine ateş hattında. Yıllardır ülkemizin çevresinde huzursuzluk, kan ve gözyaşı eksik olmuyor. Her yeni kriz, sadece sınırların ötesinde kalmıyor; ekonomilere, piyasalara, toplum psikolojisine ve gelecek umutlarına da sirayet ediyor. Belirsizlik artıyor, dalgalanmalar büyüyor, insanlar yarınından endişe eder hale geliyor. Şimdi gündemde yeni bir gerilim: İran ile ABD arasında yükselen tansiyon.

Peki her savaşın gerçekten bir kazananı olur mu? Tarihe baktığımızda, “kazandı” denilen tarafların bile ağır bedeller ödediğini görüyoruz. Yıkılmış şehirler, kaybolmuş nesiller, travmalar, ekonomik çöküşler… Savaşın galibi ilan edilse bile, kayıpların büyüklüğü çoğu zaman zafer söylemini anlamsız kılar. Çünkü savaşın gerçek yüzü; istatistiklerde değil, annelerin gözyaşında, çocukların sessizliğinde, mazlumların çaresizliğinde saklıdır.

Bugün de olası bir çatışmada kazananı değil, kaybedenleri düşünmek gerekiyor. En çok zararı kim görecek? Siyasetçiler mi, stratejistler mi? Yoksa savaşın hiçbir kararında imzası olmayan çocuklar mı? Tarih bize defalarca gösterdi: Savaş, kazananından çok kayıplarıyla hatırlanır. Ve her yeni çatışma, insanlığın vicdanında dinmeyen bir acı bırakır.

Tam da böyle zamanlarda, yüzyılın gördüğü en büyük liderlerden birini hatırlamak gerekir: MUSTAFA KEMAL ATATÜRK.

Hayatı cephelerde geçmiş bir komutan. Çanakkale Savaşı’ndan Sakarya Meydan Muharebesi’ne, Büyük Taarruz’a kadar sayısız savaşın içinde bulunmuş bir asker. Ancak tüm bu mücadelelerin ardından söylediği söz, insanlık tarihine bir ilke olarak kazınmıştır: “Yurtta barış, dünyada barış.”

Bu söz, sıradan bir temenni değildir. Bu, savaşın ne demek olduğunu en iyi bilen bir liderin stratejik ve ahlaki vizyonudur. Atatürk, bağımsızlığın savaşla kazanılabileceğini; fakat kalıcı gücün ancak barış ve istikrar ortamında inşa edilebileceğini görmüştür. Onun öngörüsü, sadece askeri başarıdan ibaret değildir. Asıl büyüklüğü, savaş meydanlarında kazandığı zaferleri barışçı bir devlet aklına dönüştürebilmesindedir.

Genç Cumhuriyet’i maceracı dış politikalardan uzak tutmuş, komşularıyla dengeli ilişkiler kurmuş, içeride reformlarla güçlü bir devlet yapısı inşa etmiştir. Çünkü o biliyordu ki; sürekli savaş hali bir milleti tüketir, barış ise üretir, kalkındırır, büyütür.

Bugün dünyanın ihtiyaç duyduğu şey yeni cepheler değil; yeni barış masalarıdır. Yeni silah sistemleri değil; yeni diplomasi kanallarıdır, Atatürk’ün o vakur duruşu ve “Millet hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir” diyen vicdanıdır. Savaşın kazananı olsa bile, insanlığın kaybı büyüktür. Oysa barış ve istikrar ortamı; ekonomilere güven, toplumlara umut, çocuklara gelecek demektir. 

Tarih bize iki yolu da gösterdi. Yıkımın yolunu da, yeniden inşa etmenin yolunu da. Tercih, insanlığın vicdanına kalmıştır. Ve bu noktada, hayatı savaşlarla geçmiş olmasına rağmen barışı ilke edinmiş bir liderin sözü hâlâ en güçlü pusuladır:

“Yurtta barış, dünyada barış.”

Hamit İRİ

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.